Bir şehrin iktisadî gücü, yalnız kendi içinde ürettikleriyle sınırlı değildir. Asıl belirleyici olan, çevresiyle kurduğu alışveriş ve denge ilişkisidir. Ankara’nın tarih boyunca ayakta kalabilmiş olmasının önemli sebeplerinden biri, kır ile kent arasında kopmayan bu ilişkidir. Şehir, çevresini tüketen bir merkez olmamış; çevresiyle birlikte yaşayan bir iktisadî çevrim kurabilmiştir.
Ankara’nın iktisadî hayatı, çevresindeki yerleşimlerle sürekli temas hâlinde gelişmiştir. Kırsal alan, yalnızca hammadde sağlayan bir arka plan değil; şehir ekonomisinin aktif bir parçası olmuştur. Bu ilişki, Ankara’yı dışa bağımlı bir ticaret merkezine dönüştürmemiştir. Şehir, ihtiyaçlarının önemli bir kısmını kendi hinterlandıyla kurduğu bağ üzerinden karşılamıştır. Bu durum, iktisadî hayatı daha dayanıklı kılmıştır.
Kır–kent dengesi, Ankara’da tek yönlü bir akış üretmemiştir. Şehir, çevresinden yalnızca ürün alıp karşılığında sınırlı bir değer sunmamıştır. Çarşı ve pazarlar aracılığıyla kırsal üretim şehirde dolaşıma girmiş; bu dolaşım, kırsal kesimin de şehir hayatına dolaylı olarak katılmasını sağlamıştır. Böylece Ankara, çevresini dışlayan bir merkez değil; çevresiyle birlikte genişleyen bir yapı sergilemiştir.
Bu karşılıklı ilişki, iktisadî dalgalanmaların şehri sarsmasını da sınırlamıştır. Kırsal üretimde yaşanan düşüşler, şehirde ani çökmelere yol açmamış; şehirdeki durgunluklar da kırsalı bütünüyle felç etmemiştir. Bu denge, Ankara’nın iktisadî hayatını esnek hâle getirmiştir. Esneklik, iktisadî sürekliliğin en önemli şartlarından biridir.
Ankara’nın çevresiyle kurduğu bu ilişki, ticaret zihniyetini de şekillendirmiştir. Şehirde ticaret, yalnız uzak pazarlara yönelen bir faaliyet olmamış; yakın çevreyle düzenli alışveriş üzerine de kurulmuştur. Bu durum, ticaretin spekülatif bir karakter kazanmasını engellemiştir. Ankara’da iktisadî hayat, büyük kazançlar kadar düzenli gelirleri de önemsemiştir.
Bu yapı, şehrin iktisadî ritmini belirlemiştir. Ankara’da iktisat, mevsimsel dalgalanmalara duyarlı ama onlara teslim olmayan bir karakter sergilemiştir. Kırsal üretimin ritmi, şehir ekonomisinin de ritmini belirlemiş; bu ritim, aşırı hızlanma ya da sert yavaşlamalar üretmemiştir. Ankara’nın ağır ve dengeli temposu, bu iktisadî çevrimin sonucudur.
Kır–kent dengesinin korunması, toplumsal huzuru da desteklemiştir. Şehir ile çevresi arasında derin uçurumlar oluşmadığında, göç baskısı sınırlı kalır. Ankara, tarih boyunca büyük ve kontrolsüz göç dalgalarına maruz kalmamış; bu durum şehir dokusunun ve iktisadî yapının korunmasına katkı sağlamıştır. İktisat ile demografi arasındaki bu ilişki, şehrin uzun vadeli istikrarını beslemiştir.
Ankara’nın hinterlandıyla kurduğu ilişki, onu yalnız bir pazar yeri değil; bir dağıtım ve denge merkezi hâline getirmiştir. Şehir, çevresinden gelen ürünlerin dolaşıma girdiği; şehirde oluşan talebin çevreye yansıtıldığı bir ara yüz işlevi görmüştür. Bu işlev, Ankara’nın iktisadî merkez olma kapasitesini güçlendirmiştir.
Sonuç olarak Ankara’nın iktisadî hayatı, kendi içine kapanan ya da çevresini sömüren bir yapı üretmemiştir. Şehir, çevresiyle birlikte ayakta kalmayı öğrenmiştir. Bu öğrenme, Ankara’nın tarih boyunca merkez olma vasfını besleyen en önemli unsurlardan biridir. İktisat, burada yalnız şehir için değil; şehirle birlikte yaşayan çevre için de çalışmıştır.